|
ATA'YI YUNAN SANAN ÖĞRENCİ
MEHMET EMİN BERBER
______________________________________________
Gülen cemaatine bağlı olduğu bildirilen okul hakkında soruşturma açıldı
MARMARİS - Marmaris'te Fethullah Gülen cemaatine bağlı olarak bilinen Özel Ufuk İlköğretim Okulu hakkında soruşturma açıldı. Soruşturmanın bir öğrencinin Türkçe dersinde, ''Atatürk, Yunanlıydı öğretmenim'' demesi üzerine açıldığı öğrenildi.
Soruşturmaya konu olan olay, okulun denetlenmesi sırasında ortaya çıktı. 4'üncü sınıfların Türkçe dersine giren müfettiş Emin Arık , öğrencilerle ''Estergon Kalesi'' adlı parçayı birlikte işlemeye başladı. Parçada geçen, ''öç alma'' duygusunun iyi bir his olmadığını açıklamaya çalışan Arık, Çanakkale Savaşı'nda yaşamını yitiren Anzaklara karşı Atatürk'ün ''Onlar da bizim evlatlarımız'' sözlerini anımsattı. Ardından, Atatürk'ün İzmir'de yere serilen Yunan bayrağı karşısında gösterdiği tepkiyi örnek göstereren Arık, Atatürk'ün ''Bayrak bir milletin şerefidir. Ne olursa olsun yerlere serilemez ve çiğnenemez'' sözünü öğrencilere aktardı. Arık'ın, sözünü tamamlamasının ardından bir öğrenci, ''Atatürk, Yunanlıydı öğretmenim'' dedi. Arık'ın, ''Bu yanlış bilgileri nereden öğreniyorsunuz'' sorusuna, bir başka öğrenci, ''Ben de öyle biliyorum'' yanıtını verdi.
Okul müdürü Fethi Konyar 'a, öğrencilerin yanlış bilgilenmesinin nedenini soran Arık, müdürden, ''Sokaktan öğreniyorlar'' yanıtını aldığı öğrenildi.Okuda yaşanan olayın ardından Arık, durumu Muğla İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne ve MEB Teftiş Kurulu Başkanlığı'na bildirdi.
Öğrenciler inkâr etti
Soruşturma kapsamında, ifade veren öğrenciler, olayı inkâr yoluna gittiler. Bu arada, bazı kişilerin, AKP Marmaris İlçe Başkanı Turan Şahin 'e giderek olayın örtbas edilmesi konusunda yardım istedikleri öğrenildi.
Cumhuriyet 26.06.2003
ANADOLU İHTİLALİ'NİN SESİ...
MEHMET BAŞARAN
______________________________________________
'' Kastamonu'' dendi mi, bugün de hâlâ ''kurtuluş yolu'' düşer aklıma. Kuvayı Milliye'nin sıcak günleri... Coşkuyla cephane boşaltır Karadeniz'den İnebolu kayıkçıları ve kağnılarını yükleyip yola düşer, yoksul Anadolu anaları... Bir kutsal duraktır Ecevit Hanı. Sömürüye karşı çıkan destan kahramanlarının yürek vuruşları duyulurdu o hanın duvarlarında (ne yazık ki o hanı yıkmışlar).
Kastamonu dendi mi, yeni Sevr'cilere, mandacılara cumhuriyetin 75. yıldönümünde yaşanmış Susurluk'lara karşın, İstiklal Mahkemesi yargıcının sesi gelir kulağıma:
''Bundan sonra, memleketin casuslara, eşkıyaya, rüşvet alana, zalime, asker kaçağına, bunları saklayanlara, zenginleri fukaraya tercih edenlere, her kim ve ne mevkide ve rütbede ne kadar büyük olursa olsun, aman yoktur...''
Yüzyıllarca Anadolu'yu savsaklayan, halkı ezenlere karşı yükselen emperyalizme savaş açan Anadolu İhtilali 'nin sesidir bu. 1946'dan bu yana, yeniden yeniden duymayı özlediğimiz ses... Oysa, günümüzde ''devrim'' sözcüğü bile aforoz edildi, 12 Eylül kafalarınca. ''Atatürk ilke ve devrimleri'' diyemiyoruz kitaplarda, demeçlerde: ''Atatürk ilke ve inkılapları!'' ''İlke'' Cumhuriyet'', ''inkılap'' Tanzimat kafasının ürünü. Bunca bulanık kafalar hâlâ... Ama Anadolu İhtilali aydınlık, kaçamaksız, dobra dobra iletiyor düşüncesini...
''Kastamonu'' deyince, Osmanlı Mebusan Meclisi'nde kırsal kesim insanlarının okuma hakkına kavuşturulması için çırpınan, gerçekçi çözümler öneren Ballıca köyünden öğretmen İsmail Mahir Efendi gelir aklıma. İlk yetiştirme yurdu açan eğitimci... Ne bir okula verilmiştir adı kentinde, ne de yaşamöyküsünü bilen vardır...
''Kastamonu'' deyince, Rumeli'nin uzak bir köyünden kalkıp İstanbul'a okuyabilmek için gelen İsmail Hakkı (Tonguç) düşer aklıma. ''Parası olmayan okuyamaz'' diyen paşaya isyanla dolu bir yürekle zamanın Maarif Nazırı'nın karşısına çıkan, Cumhuriyet döneminin büyük Tonguç'u... Ve Maarif Nazırı Şükrü 'nün titreyen sesi:
''Bak evladım, sana söyleyeceklerimi iyi dinle. Ben seni İstanbul'un en iyi mektebine yazdırabilirim. Fakat bunu yapmayacağım. Biz İstanbul diye diye, vatanın başka taraflarına bakmamışız. O yüzden Rumeli elden gitti. Anadolu'ya bakmazsak, o da elden gider. Onun için biz mektepleri Anadolu'ya yaymak istiyoruz. Seni benim memleketim olan Kastamonu'ya göndereyim. Orada yeni açılan darülmualliminde (erkek öğretmen okulu) oku, muallim ol. Vatanına muallim olarak hizmet et.''
Birinci Dünya Savaşı patladığı, yollar kapandığı için İsmail Hakkı'nın Adapazarı üzerinden katırcılarla Kastamonu'ya gidişi... Enstitülerin kurucusu olarak eğitim tarihine geçecek İsmail Hakkı Tonguç'un Anadolu'yla, Anadolu gerçekleriyle yüz yüze gelişi, Hakkı Tonguç'u yaratan yolculuk...
Eğitimci, araştırmacı, yazar Mehmet Saydur, ''Abi, Kastamonu'ya gidiyoruz'' deyince, böylesine kanatlandı aklım yüreğim. Eğitim savaşımı gazilerinden yürekli yazar Öner Yağcı da bizimle. En verimli çağında trafik kazasında yitirdiğimiz enstitü çıkışlı Mustafa Özkan 'ı anma toplantısına katılacağız. Açılışına İlhan Selçuk 'un, Rıfat Ilgaz 'ın katıldığı bir kitabevi bırakmış ardında Özkan öğretmen. Oğlu Metin, o kitabevini bir enstitü gibi çalıştırıyor on yıldır. Yarışmalar açıyor yöre okullarında, öykü, anı, şiir dallarında ödüller veriyor. Bir bakıma Mustafa öğretmen öğretmenliğini sürdürüyor.
İşte, Mustafa Özkan ödül töreninde konuşacağız biz.
Kurtuluşçuların yolundan Ilgazlar'ı aşarak Kastamonu'ya vardık. Bir yanıyla hâlâ Anadolu İhtilali'nin kenti Kastamonu... Vahşi kapitalizm çarpmış ama, pek bozamamış doğal yapıyı. Safranbolu'da korumaya alınan evlerin özgün örnekleri burada ayakta. Görkemli pırıltısını sürdürüyor Kale. Liva Paşa Konağı, yürekleri hüzünle burkan iyi düzenlenmiş bir müze.
Avni Doğan, unutulmayan bir cumhuriyet valisi...
Ve kentin ortasındaki, en güzel parkta afiş gibi bağıran bir ad:
''Alparslan Türkeş Parkı...''
Eski cezaevi de Rıfat Ilgaz Kültür Merkezi ...
Boyuna oraya buraya sürülmüş ilköğretim müfettişi Emin Arık, bizi Gölköy Enstitüsü'ne götürdü. Daha önce, gürül gürül bir enstitüyken de görmüştüm Gölköy'ü... Ah, bu enstitülerle gerçekleştirilen eğitim atılımına balta vuran büyük ihanet!.. Yurt yüzeyinde antik kentlere dönen yirmi bir enstitü... Ha deseniz, bugün de toplumumuzun gereksinimini yanıtlayacak eğitim fakülteleri kurulabilir buralarda...
Özgün yönetici evi, çamlar arasında suskun. Yapılar ıssız, 450 dekar toprak mahzun... Yönetici odasında Edip Balkır 'ın Avni Doğan Toran 'ın, İsmail Safa Güner 'in solgun fotoğrafları...
Ama Ankara Üniversitesi'ne bağlı Kastamonu Meslek Yüksekokulu'nda Kuvayı Milliye günlerinden, Köy Enstitüleri günlerinden yürek tazeleyen bir soluk aldık. Cumhuriyeti soluyarak yetişmiş Prof. Bahri Gökçebay, yaman bir yöneticiydi. Anadolu İhtilali'nin havasını solutmaya çalışıyordu yöreye.
Ak saçlı eğitimcilerin, yöre insanlarının katıldığı ödül töreni, Köy Enstitülerinin cumartesi şenliklerine benziyordu. ''Aydınlanma savaşını kaldığımız yerden sürdürün'' diyen Mustafa öğretmenin bakışları üzerimizdeydi. Ödül kazanan öğrencilerin yüzlerinde Köy Enstitüsü aydınlığı vardı.
Mustafa öğretmenin oğlu Metin, dostu Ufuk, uğraş yıllarının çoğu sürgünlükte geçmiş müfettiş Emin Arık, kafaları, yürekleriyle Kurtuluş Savaşı yargıcının, Anadolu İhtilali'nin sesini, o yenilmez sesi dile getiriyordu. Mustafa öğretmen Kastamonu'da Anadolu İhtilali'nin unutulmaz sesiydi.
Yörede söylenceye dönüşen Abdurrahman Paşa kadar Mustafa öğretmen de varlığını duyumsatıyordu:
''Bundan sonra memleketin.. rüşvet alana, zalime...''
Cumhuriyet, 20 HAZİRAN 1999
|